15 Mayıs 2012
çoban yıldızı
günlük olağan sınırlı sayılı sigaralarından sonuncusunu içmekte olan adama yaklaşan bir günlük işini daha bitirmiş ve evinin yolunu tutmuş olan adam "hocam hayırdır yıldızları mı sayıyorsun?" der. sigara içmekte olan adam; "he abi sayabildiğim kadar" der. adam bir kaç adım atar, daha sonra tekrar sigara içen adamın yanına döner ve der ki "hocam küçükken köyde kuzuları yaymaktan dönerken güneşin batma anına yakın ilk çoban yıldızı çıkardı, arkadaşlarla beraber başlardık yıldızları saymaya ve sahiplenmeye, öyle ki hangimizin daha çok yıldızı olacak diye yarışırdık. çocuk aklı işte" der. sigara içen adam; çocuk saflığını, bu kadar çok yıldıza sahip olmasına rağmen standart bir işte çalışan bu adamın duygu dolu sözlerini, kendi çocukluğunu, çocukluğunda otlattığı kuzusunu, gecenin karanlığını sigarasının dumanıyla birlikte içine çeker ve koluna düşen soğuk yağmur damlasıyla birlikte irkilip nefes verene dek orada tutar.
3 Nisan 2012
kalsın
Kanun hükmünde kararname ile şubat ayı 26 güne indirildi.
Artık yıllarda 27 gün olarak belirlenen şubat ayı için "Bu ay için aslında
bu kadarı da fazla, bir daha asla 28 şubat olmayacak" denildiği ortaya
çıktı 24.02.2012 18:27:09
Kamu spotu reklamları ile ünlenen sünger akciğerli adam
yeni sezon için bulaşık süngeri firmasıyla anlaştı 24.02.2012 19:21:12
Amasya'nın Suluova ilçesinde bulunan toplu mezarın
1450'de futbol oynayan bir grup insanın üzerine yıldırım düşmesi sonucu
oluştuğu ortaya çıktı 05.03.2012 21:23:37
şampuan reklamındaki "erkeksen kullanırsın"
sloganını gururuna yediremeyen ve art arda 5 kutu şampuanı kullanan Muharrem
Erselik' in ensesindeki saçlar da döküldü 23.03.2012 20:13:30
Ürperti sigorta yılların verdiği deneyimle nizami şekilde
ölmeyenleri sigorta parası yerine hava alacakları konusunda reklamlarla
uyarıyor 24.03.2012 19:00:33
Sabri'nin Orduspor'a attığı gol sonrası Mayaların 2012
kehaneti yeniden gündemde 02.04.2012 21:47:01
18 Mart 2012
en azından hayal kuruyor olabilmek
Eylül ayına daha çok var. Ama şimdiden hayaller kuruyorum başka bir şehirde, sevdiğim kadının yanında olabilmeye dair. Özellikle de kışı 7 ay süren bu şehirden gitmek istiyorum. Her ne kadar bazı dostlar edinmişsek de ki buraya gelirken kimseyle muhatap olmayacaktım sözde. Bazen öğrencilerimin sorduğu "hocam seneye buradasınız, değil mi?" sorusu beni üzse de, evime dönmek istiyorum. Evime dönmek ve bir düzen kurmak. Belki çocuk sahibi olmak.
Ekim gibi alınan kasım gibi yakılmaya başlanan 20 ton kömürün (sadece geceleri yakılmasına rağmen) mart başında bitmiş olması, 4 ton daha kömür alınacak olması beni çok kızdırıyor. 75 lira da odun için verecekmişim. Yani kısacası 2100 TL yakıt ve 350 TL kaloriferci parasıyla en çok para harcamama rağmen en az ısındığım yıl oldu. Kaloriferciyi öldürmek istiyorum. Önce fizyolojik ihtiyaçlar geldiğinden bir şeyler üretmeye, bir şeyler yapmaya ne gücüm ne de konsantrasyonum kalıyor dolayısıyla. Hayal kurmak konusunda zaten iyi değildim ama bu koşullar daha da azalmasına neden oldu. Ama yine de en azından hayal kurabiliyorum. Üşürken sıcak bir yerin hayalini. Yalnızken sevgilimin hayalini. Gördüğüm her sokak hayvanında evdeki kedilerimin hayalini. Taksitler öderken borcumun bir gün biteceğinin hayalini. Kısacası yine sayılı günlerin bitmesini istiyorum. Ömrün tamamının sayılı gün olması ise ironinin daniskası yine. Beni seviyorum, seni seviyorum, onu, bizi, sizi ve onları da...
9 Mart 2012
debelenen gundi
Bu tipleme zamanı olmasına rağmen her hangi bir işe başlamaz, başladığı işi sürdürmez veya sürdürdüğü bir işi tamamlamaz. Sorunun çözümünü zamanda, mekanda, şartlarda arar durur. Genel debelenmesi her ne kadar bu eksende olsa da, asıl debelenme süreci her gundi de olduğu gibi belirsizlikle başlar. Gundi kendince hayaller kurar, bazen bir müzisyen olur, bazen bir aktivist, bazen bir seyyah olur gezer alemi, bazen de kafa bin beş yüz olur seyreyler alem gundiyi. Velhasıl sınırlı hayatında sınırsız yaşamak ister de gundi ne tatlı bir huzur alabilir
Kalamış' tan, ne sağlam bir birincilik hayat denen yarıştan.
21 Şubat 2012
...
1-el gırgırı ve el süpürgesi
2-sıcak su torbası (çok seveni var öyle böyle değil)
3-vileda ve türevleri
4-bankamatik kartı (pederin emekli maaşını almak babında az beklemedik o kuyruklarda)
5-internet
6-cep telefonu (en az iki gün önceden haberleşmek zorundaydın, tesadüflerin çok kıymetli olduğu zamanlardı onlar)
7-knor tavuk suyu (eskiden tavuk suyunu kendim yapardım)
vs
15 Şubat 2012
tuhaf istatistikler
topu topu 1000 civarında görüntülenmiş bulunan bu gariban sayfanın yaklaşık olarak 300 tane görüntülenmesinin ABD den olması çok ilginç geldi. (Ayrıca sayfayı ziyaret eden Özbek, Kazak, Azeri, Boşnak, Tatar, Gürcü arkadaşlara teşekkürü deliler gibi borç bilirim.) Sen yurt dışına git ta bilmem New Yorklara,Pennsylvanialara.... vs. Memleketin ne hikmetse domatesini özle, domates diye gir google' a. Google cevaben "domates mi o da nesi, biz size domatesya verelim desin" ki mümkün değil, inanmıyorsan sen domatesya diye arat da google' ın sana -aslında başka bir şey söylemek istiyorken ağzından başka bir şey çıkan heyecanlı kişi muamelesi ile- nasıl domates ısrarında bulunduğunu gör. Neyse I love America. Sacit sen misin la ?
bir özlemdi yaşamak
Ara sıra düşününce gerek çocukluğuna gerek geri dönmeyi pek de düşünmediği vatanına ve gerekse ailesine özlem duyuyordu. İlk geldiğinde çok zorlanmıştı buraya. Çünkü sadece bir memleketin dilini bilmekle bitmiyordu iş. Yaşamlarını öğrenmeliydi, alışkanlıklarını, zaaflarını, sevinç ve de üzüntülerini... Psikoloji hastalıktı, insan hastalığı, insanların davranışlarının nedenine, niçinine takıntılı hale gelmiş bir hastalık. Ama olsundu, abisi gibi yaşamaktansa en azından yere daha sağlam basan bir hayatı olacaktı. Ne kadar sağlam basarsa bassın gün gelip de kayacak olan ayakları düşünmeyecek kadar da gençti. İki yıl önce ağabeyi evi terk edip de o çatı katına taşındığında karar vermişti daha da uzak bir yere kaçmaya. Önceki zamanlarda da ağabeyini geçmeye çalışmıştı vesselam. Pek başardığı söylenemezdi, aldığı takdir ve teşekkürler dışında. Kitaplarla arası oldu olası iyiydi ağabeyinin aksine, ama yine de bilişsel jargonuna yeni eklediği her şemanın ağabeyi olacak mağara adamı tarafından daha önce keşfedilmiş olmasına hep hayret ederdi. Anne babasına kendini kanıtlama ihtiyacı hissetmişti hep, ve hep istemişti onların kendisiyle gurur duymasını... Bu nedenle buradaydı. Uçaktan indiğinde kafasında ne yapacağına dair en ufak bir fikir yoktu.
13 Şubat 2012
çıkarımlardan
Beş küçük köpekçik var buralarda, 2011-2012 kışının bütün zorluklarına direnerek hayatta kalmayı başarabilmiş Allah'ın izniyle... Yoldan geçen büyük köpeklere posta koyuyorlar, havlıyorlar. Büyük köpekler onları görünce, görmezden gelip hızlıca uzaklaşıyorlar. Biraz önce de karşıdaki inşaatta takılan büyük erkek köpeği taciz ediyordu iki tanesi. Erkek köpek onların kendisini anneleri sanıp meme arayışında olduklarının farkında. Bu hamlelere kapanarak, iyice kıvrılarak tepki veriyor da incitmiyor küçükleri... Diğer taraftan biyolojik olarak insan türüne ait olduğu söylenen bazı yaratıklar ve onların sözde yetiştirdiği çocukları ise gün geçmiyor ki bu hayvancıkları taciz etmesin. Öyle ki bu hayvanlara ufak tefek yem vereyim diye yaklaşıyorum, anında kaçıyorlar zarar vereceğimden çekinip... Hayvanların birbirine olan merhametinin binde birine bile sahip olmayan bu yaratıkların sıkıştıklarında merhamet dilenmeleri ne kadar ilginç...
İki teyze arasında şu olaylar yaşanıyor. Biri kabızlıktan şikayet ettiği için diğeri tarafından ilginç tepkiler art arda geliyor. Öncelikle bardakta Magnezyum hidroksit içeren toz ile birlikte tavuklu pilav geliyor teyze 1 den. Ve aynı zamanda sabah aç karnına kayısı tüketmesi ile ilgili bir tavsiye. Teyze 2 buna ceviz içi ile hazırlanmış kömbe ile sıkı bir karşılık veriyor. Teyze 1 çarşıdan alındığını ileri sürdüğü berbat bir paça çorbasıyla karşı atağa kalkıyor. Teyze 2 ise kurutmalık fasulye, patates ve tavuk kanadıyla ilginç hale getirilmiş aşırı tuzlu sulu yemeği dayıyor karşı tarafa....
Yavru köpekçiklerin çöp menülerinden gözlemlediğim kadarıyla Magnezyum hidroksit içeren toz hariç eksik yoktu...
İki teyze arasında şu olaylar yaşanıyor. Biri kabızlıktan şikayet ettiği için diğeri tarafından ilginç tepkiler art arda geliyor. Öncelikle bardakta Magnezyum hidroksit içeren toz ile birlikte tavuklu pilav geliyor teyze 1 den. Ve aynı zamanda sabah aç karnına kayısı tüketmesi ile ilgili bir tavsiye. Teyze 2 buna ceviz içi ile hazırlanmış kömbe ile sıkı bir karşılık veriyor. Teyze 1 çarşıdan alındığını ileri sürdüğü berbat bir paça çorbasıyla karşı atağa kalkıyor. Teyze 2 ise kurutmalık fasulye, patates ve tavuk kanadıyla ilginç hale getirilmiş aşırı tuzlu sulu yemeği dayıyor karşı tarafa....
Yavru köpekçiklerin çöp menülerinden gözlemlediğim kadarıyla Magnezyum hidroksit içeren toz hariç eksik yoktu...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
